@METU Cafeteria
Yurtta makarna ve türevlerini (
) yapıp yemeyi bıraktıktan sonra önemli hâle gelmişti benim için "ne yiyeceğim?" sorusu. Banvit hazır gıda reyonunu da ziyaret etmeyi bırakınca, bir öğrencinin yiyebileceği çok bir şey kalmıyor hâliyle. Dışarda yemeye niyetlenince de ipin ucunun kaçtığını fark etmemek elde değil doğru söylemek gerekirse.
Ama... Sonunda, ekonomik açıdan sancılı geçen bir dönemin ardından, güneş doğuyordu karanlık bulutların arasından... Uzun zamandır planlarım arasında olmasına rağmen bir türlü fırsatını bulup da gidemediğim yemekhaneyi, nam-ı diğer kafeteryayı, Gözdem'le deneme şansımız oldu. Gitmeden önce menüyü kontrol etmiştik tabi ki. Ancak yemek seçimleri yerinde olsa bile, lezzetli yemekler yiyebileceğimizi pek sanmıyordum. Yemeklerden, nasıl yaptıklarından falan bahsedip de aç okurlarımın canlarını sıkmak istemiyorum
Ama şu kadarını söyleyebilirim ki, gerçekten güzel yemekler yedik.
ODTÜ'de olanlar bilir, herkes şikâyetçidir yemekhaneden. Ücretlerden, yemeklerden, personelden şikayet edilir sürekli. Açıkçası çok kısa bir süre öncesine kadar ben de şikâyet edenler arasındaydım, itiraf ediyorum. Ancak fiyatlardan şikâyetçiyken, bir öğün için ödediğimiz ücretin diğer üniversite yemekhanelerindekinden çok daha yüksek olmasının sebebinin burda bursla yemek yiyen öğrencilerin ücretlerinin de hesaba katılıyor olması olduğunu öğrendiğimde "en azından birileri zengin olmuyor" diyerek rahatladım. Diğer rahatsızlıklarımın da asılsız olduğunu keşfetmek için ise bir kaç yemekhanede yemek yememiz yeterli oldu. Ekmekler ambalajlı, çalışanlar samimi olmaya çalışıyor, yemekler gerçekten lezzetli, daha ne olsun?
Hem de gördüğüm kadarıyla ordaki sorumlular da bir şeyler daha güzel olsun diye çaba sarf etmekten geri kalmıyorlar, tebrik ederim! Ya lavabolarından sıcak su akıyor ve -inanmayacaksınız ama- ellerinizi kurulayabilmeniz için kağıt havlu bile var!!! Daha ne olsun?!
Not: Masalardaki sürahilere doldurulan suyun hâlâ musluk suyu olduğunu biliyorum
Umarım buna da uygun bir çözüm bulunabilir zamanla.
Gitmeye niyetlenirseniz hayal kırıklığına uğramamak adına günün menüsüne bir gözatmanızı öneririm, burdan...
Sertaaaab Ereneeeeeeeeer!!!
Bir kaç gündür kampüsün çeşitli yerlerine asılan bir afiş sayesinde öğrenmiştik GNÇTRKCLL ile Sertab Erener'li Lokal Anestezi'nin ODTÜ KKM'de gerçekleşeceğini.
Daha önce yapılan bu tarz etkinliklerin aşırı derecede kalabalık olması bizi biraz düşündürse de etkinlik saatinden yaklaşık bir saat kadar önce KKM'nin kapısında beklemeye koyulduk. Erken gelmiş olduğumuzdan güzel bir yer kapabildik. Önce sunucu Erim Özşen çıkıp biraz gnçtrkcll propagandası yapıp kontör dağıttı. Açıkçası buraya kadar gerçek bir Sertab Erener'i pek beklemiyorduk biz. Olması gereken kalabalık yoktu, güzel bir yere oturmak için çok fazla bir çaba sarf etmemiştik, herşey fevkâlâde gidiyordu, bu kadar kolay olamazdı 
Bir süre sonra Erim Özşen anonsu yaptı ve sahneye o geldi... Evet, Sertab Erener... Tamam, ünlü insanları görmek her zaman sıradışı, farklı olmuştur, ancak Sertab Erener yahu. Eurovision falan diye zırvalamayacağım şimdi, tamam; Türkiye'deki kaliteli bir kaç sanatçıdan biri olduğunu düşünüyordum Sertab Erener'in, ancak öyle değilmiş, 'dahası'ymış! Gerek ses kalitesi, gerek parçaları, gerekse talk-show süresinceki samimiyeti olsun, büyüleyiciydi.
Bir avea kullanıcısı olarak (
), Turkcell'e böyle bir imkân sunduğu için yürekten teşekkür ediyorum. Bu işte iyisiniz yahu, eğer tarifelerinizde birazcık değişiklik yaparsanız Turkcell'e geçmeyi gerçekten düşünüyorum 
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Yaz Okulu Dönemi – 2
Yaz döneminde ODTÜ'de olmak okulun gizli kalmış pek çok yanının gün ışığına çıkması anlamına geliyormuş meğer
Son bahsettiğim 'paramız yanıyor hocam' mevzusundan sonra daha büyük bir bomba öğrendim. Önceki yazımda da belirttiğim gibi yaz döneminde matematik 120, nam-ı diğer calculus dersini alıyorum. Derslerin normal dönemdekinden daha yoğun geçmesinin de etkisiyle derste 'geyik muhabbeti' denilen hadise ile daha sık karşılaşılıyor yaz okulunda. Çünkü takdir edersiniz ki Ankara'nın yaz sıcağında bir odada oturup da x ile y arasındaki gayrimeşru ilişkiye dair dedikodular -evet, matematikten bahsediyorum- dinlemek çok da matah bir aktivite sayılmaz ve sıkılınıyor dolayısıyla.
Sınav zamanı yaklaştığında öğrenciler arasındaki diyaloglar da buna göre şekil alıyor. Kimi zaman muhtemel sınav soruları, kimi zaman farklı sınıflardaki farklı hocaların sınav hakkında söylemleri, kimi zaman da sınav değerlendirmesi oluyor sohbet konusu. Sınav değerlendirmesi dendiğinde akla gelen ilk mevzulardan biri 'itiraz' oluyor. Sınavdan sonra belirlenen tarih ve saatlerde isterseniz kağıdınızı görmeye gidebiliyorsunuz ve bu sayede eğer bir yanlışlık, hesaplama hatası varsa düzelttiriyorsunuz. Akademikler bu durumdan ziyadesiyle rahatsızlar; çünkü, giden öğrenciler sınav kağıtlarında gözden kaçan şeyleri tespit etmek yerine "hocam, burdan neden bu kadar puan verdiniz, şu kadar verseniz olmaz mıydı" gibi bir yaklaşım sergiliyorlarmış.
Bugüne kadar hiçbir sınav sonucuma itiraz etmişliğim yok, ancak öğrendiğim bomba haber sonrasında artık itiraz odalarını ziyaret edeceğim sanırım. Daha fazla uzatmadan analatayım hadiseyi: Sınav kağıtlarının değerlendirilmesi esnasında sınav kağıdı okuyan hocalardan bir tanesi ilk bakışta yanlış olduğunu düşündüğü bir soruyu hepten çizip 0 -yazıyla sıfır- veriyor. Sınav kağıtlarını değerlendiren bir başka akademik soruyor: "hocam, neden böyle yapıyorsunuz?", adam da gayet pişkin cevap veriyor: "eğer yaptığı doğruysa öğrenci itiraz eder"... Evet... Acı ama gerçek. Bunu yapan Türkiye'nin -sözde- seçkin üniversitelerinden birinde vatana millete hayırlı(!) evlatlar yetiştirmek için çalışan, ya da öyle gibi yapıp para kazanan -her neyse- bir öğretim görevlisi... Anlattığımın efsane olduğunu düşünenlere de hemen aktarayım, bunu anlatan bir öğretim görevlisi ve bahsi geçen hocaya soruyu soran şahıs, ik ağızdan yani 
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Yaz Okulu Dönemi
Eveeet, ilk akademik yılımın sonunda gerek ortalamamın bir üst sınıftan ders alabilmek için yeterli olmayışı dolayısıyla, gerekse alttan kalanları temizlemek maksadıyla yine, yeni, yeniden okuldayım, okuldayız, okuldalar...
Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi öğrencileri yaz okulunda aldıkları kredi başına -evet, kredi başına- 45 TL -oh ye man- ödüyor. Bahsini etmek istediğim ilk ilginçlik bu noktada başlıyor. Aynı dersi alan, aynı sınıfta, aynı hocadan, aynı konuyu dinleyen ve sonrasında aynı sınava giren bir Eğitim Fakültesi öğrencisinin ise kredi başına ödediği ücret 16 TL. Bu durum biz mühendislik öğrencilerinde bir saplantı, bir kuyruk acısı oluşumuna sebep oluyor. Bir kaç gün önce dersin kaynadığı, hocanın espriler yapıp, sınıftakilerin kahkahalarla güldüğü bir anda bir arkadaş ön sıralardan seslendi:
"Hocam derse dönebilir miyiz? Paramız yanıyor."
Belki espriydi, belki geyik muhabbetiydi ama gerçekti, paramız yanıyordu. Sınıfta hoca da, biz de bu durumun geyiğini hâlâ yapıyoruz. Ama bana biraz düşündürücü göründü bu mevzu, sizce de öyle değil mi?
Dönem içinde aynı dersi alan, veremeyen, kalan öğrenciler bu sorun yaşadıkları ders(ler)i tekrar alıyorlar yaz okulunda. Bütünleme sisteminden farklı olarak bir dönem boyunca haftada bir kaç saat derste anlatılan tüm konular toplamda 1,5 ay gibi süre zarfında (mesela matematik 120 için haftada 11-12 saat) anlatılıyor, öğretiliyor. Normal dönem içindeki gibi vize ve final uygulaması var, eğer geçerseniiz ne âlâ; yok geçemezseniz, "başka bahara" deyip evinize dönüyorsunuz. Ama yaz okulu döneminde -ne ilginçtir ki- başarı ortalaması normal dönemlere (sene içi) nazaran daha yüksek. Yani, dönem içinde, uzun bir zamana yayılan, rahat rahat anlatılan dersi anlayamayan bizler, yaz okulunda -belki biraz da paramız boşa gitmesin diyedir
- 1.5 ayda şıp diye anlayıp, kavrayıveriyoruz. Bu konuda kimileri idarecilerden, akademiklerden şikayetçi, "parayı alınca anlatıyorlar tabii" diyorlar. Ancak işin büyüsü dersin anlatılışında değil, süre kısa olduğu için göz ardı edilen konularda ve -öğrencilerin parası yanmasın diye- sorulan kolay sınav sorularında bence.
Şikayetçi miyim? Kesinlikle hayır. Tanrı yaz okulunu kutsasın!
OMG! metusphere!
Kısa bir süre önce bir anda parlayan, hitleriyle doruklara ulaşan bir siteydi metusphere.org. Tipin biri (bu kadar kolay kurtulamayacaksın, devamı gelecek, van minüt..) oturup wordpress'le biraz oynayıp (sadece yorumları alt alta gösterecek bir tema anladığım kadarıyla), hiper-süper güvenli ODTÜ bilgi işlem daire başkanlığından -nasıl olduysa artık, çok güvenli ya- ODTÜ'nün gelmiş geçmiş tüm kayıtlarını ele geçirmek suretiyle, insanların kimlikleri açığa çıkmadan birbirleri hakkında yorum -hem de ne yorum- yapabilecekleri bir site hazırlamış.
Fikir gerçekten fevkâlâde, ona söyleyecek bir lafım yok. Ancak gözden kaçan bir nokta var: it's anonymous, it's uncensored. Sen gidip de insanların sınavda ortalama düşük çıksın diye etrafındakilerin düşük almasını istediği bir ortamda böyle bir girişimde bulunursan, kusura bakma ama, nubsun, lamesin vs. Hadi o kadar aklın yok, hadi hepsini geçtim... Kendi kendine oynadığın 'tanrıcılık' oyunu neyin nesi ha? Geçen sitenin anasayfasına duyuru kıvamında eklemiş, insanlar uygunsuz, müstehcen yorumlar yapıyorlarmış, bu yorum girenler insanlar kendi pisliklerinden şikayet ediyorlarmış da falan da filan. Ohh kaaam ooonnnn, sen başta yapmışsın yapacağını, biz de sıvamışız işte. Bir kaç lira verip bir alanadı almadan önce web 2.0 mantığını biraz araştırsana? Ne demişler, RTFM!
Daha bitmedi... İnsanların çeşitli forumlarda, sitelerde bu siteyi dava edeceklerini, kendileri hakkında uygunsuz yorumlar yapıldığı için şikayetçi olacaklarını söylemelerinden sonra bu dik başlı 'sözde admin' geniş bir açıyla yan çizdi. Önce anasayfada, yapılan yorumlardan yorumların sahiplerinin sorumlu olacaklarına dair bir şeyler çiziktirdi. Sonra da dava etmekle; 'avukat', 'mahkeme', 'şikayet' altın sözcüklerini cümlelerinde kullanan herkesin kayıtları silindi. Çok cesur, açık yürekli, insanlara açık yorum özgürlüğü tanıyan admin gitti; yapılan her yorum için WP admin panelinden yorumu ekleyenin IP'sine bakıp, yorumun altına elle, manuel olarak yazmaya üşenmeyecek kadar korkmuş bir nub geldi.
Şimdi de istediği hiti yakalayamamış ki, kapatmaya karar vermiş metusphere'i. Yeni projeleri bile varmış, OMG!
Başarı üzerine…
Aslında bu yazıyı finaller bittikten sonra yazmak istiyordum. Ancak olur ya, aklımdan çıkar, yazmayı unuturum diye bir an önce yazayım istedim. Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Petrol ve Doğal Gaz Mühendisliği Bölümü'nde ilk akademik yılımı tamamlamanın eşiğindeyim. Başarılı bir öğrenci olduğumu söyleyemeyeceğim. Ancak bahsetmek istediğim 'başarı' hadisesi benimle ilgili değil. Okuduğum bölümün en başarılı öğrencileri genelde Türkmenistan, Azerbaycan, Angola gibi ülkelerden gelen öğrenciler oluyor. Bu da -özellikle Angola başta olmak üzere- bu ülkelerin en başarılı öğrencilerinin tercihlerinin Petrol ve Doğal Gaz Mühendisliği olmasından kaynaklanıyor. Peki, bizden -Türk asıllı öğrenciler- gerçekten çok mu zeki, çok mu akıllılar? Senenin başında bu konuda çok fazla bir bilgim olmamasına karşın, iki dönemlik bir öğretim süreci sonrasında yorum yapacak kadar bilgiye/tecrübeye sahip olduğumu düşünüyorum.
Tembeller diyemeyeceğim, gerçekten çalışkan, azimli öğrenciler. Ama ortalamalarının bu denli yüksek olması sadece çalışmalarından kaynaklanmıyor. Her sınavda önlü arkalı/sağlı sollu oturan bu öğrencilerin fantastik derecede kopya çekme eğilim ve becerileri var. Daha önce bölüm arkadaşlarımdan duymuştum kopya çektiklerini, ancak özellikle ikinci dönem bu duruma ben de sıkça şahit oldum. 'Ee, ne var bunda?' diye düşünmeden önce okumaya devam edin. Benim bahsetmek istediğim -hatta kıl olduğum- nokta ise bu öğrencilerin kopya çekiyor olmaları değil. Bir kaç gün önce Petrol ve Doğal Gaz Mühendisliği Bölümü öğrencilerinin birinci sınıfta bölümlerine dair aldıkları tek ders olan "Petrol ve Doğal Gaz Mühendisliğine Giriş (Introduction to Petroleum and Natural Gas Engineering)" dersinin finali vardı. Dönem başından beri her sınavda kopya çektiğine tanık olduğum tiplerden bir tanesi bu sınavda da iş başındaydı. Dersi veren hocanın gözetmen olarak asistan bırakmasından istifade etmeye çalışan bu akıllı(!) arkadaş kendi kağıdı üzerinde %10 civarında bir hisseye sahipti tahminimce. Gerisini ise esnek, uzayabilen boynuna borçluydu. Defalarca isim vermeden uyaran asistan sonunda gidip bu arkadaşın kağıdını kopya çektiğini ifade edecek şekilde işaretledi. Buraya kadar bir durum yok. Her öğrenci kopya çekebilir ve yakalanabilir değil mi? Bu noktadan sonra adam olan utanır tabii. Bahsi geçen öğrenci ise gayet gürültülü bir şekilde toparlandı ve kapıyı çarpıp çıktı! Ben de öylece bakakaldım. Ulan dangalak, hadi kopya çektin; hadi asistan uyardı, dinlemedin; hadi yakalandın; tafran kime, de bakayım bana. Kaldı ki ben orda sınavıma devam ediyorum bre denyo. Hadi beni geçtim, o uzun boynunla kağıtlarından kopya çektiğin insanların da dikkatlerini dağıtıyorsun sen. Ne ölçülerde bir beynin olduğunu gerçekten merak ediyorum...
In conclusion, yurtdışından gelip aşırı zeki öğrenci profili çizen insanlar orijinde o kadar da zeki değiller, sadece genelimizden daha iyi yol yordam(!) biliyorlar.
ODTÜ’de Kaçak Yapı Alarmı :)
Evet, ciddiyim... Az önce okuduğum bir haber beni de bir hayli şaşırttı. Benim bölüm binamın da içinde olduğu 45 yapının kaçak olduğu gerekçesiyle Ankara Belediyesi 1 milyon 800 bin YTL ceza kesmiş
Hatta, eğer gereken yapılmazsa bu binalar yıkılacakmış da. WTF? Döndüğümde bölümümü bulamayacak mıyım? 
