Ve şimdi reklamlaar
Yurtta kaldığımdan çok fazla televizyon izleme şansım olmuyor diye yakınıyordum. Yaz gelip de eve dönünce ayaklarımı uzatıp televizyon izleme keyfinin tadını çıkarayım diyordum ki, aslında televizyon izleyemeyerek çok da bir şey kaybetmediğimi fark ettim. Her kanalda günün büyük bir bölümünü işgâl eden evlilik programları beni televizyondan soğuttu en önce. Bir de tutulan 'aşk dizileri'nin tekrarlarını vermiyorlar mı normalde sezonu bitmesine rağmen, nasıl kıl oluyorum anlatamam. Feysbuk'ta birbirlerini poke eden bir nesil yetişiyor ya, gerçekten anlayabiliyorum o nesli. Eskiden çay demler, hiç olmadı meyve soydurur televizyon karşısına kurulurduk biz. Ama artık televizyonda izleyecek şey kalmamış ki, çocuklar ne yapsın...
Allahtan 'Aşk-ı Memnu ' bitti de, bir nebze de olsa rahatladık. Darısı 'Yaprak Dökümü'nün de başına inşallaaah! Levent Kırca'nın 'Olacak O Kadar'ıyla, Yasemin Yalçın'ın 'İnce İnce Yasemince'sinin onca zaman sonra tekrar ekranlara dönmesi acımızı biraz hafifletse de, ben kendimi alamıyorum o evlilik programlarında oraya çıkıp da taliplisi "memurum, evim arabam yok " dediğinde "ben bu beyden elektrik alamadım " diyen hanımlara acımaktan. Bir de her halta yorum yapan o seyirci yok mu. Teyzee, çocuğun farm ville oynamaktan yorgun düşmüş, acıkmış, git bi'doyur allasen!
Neyse neyse, fazla dağıtmak istemiyorum. Zira benim bahsetmek istediğim olay bu değil. Reklamlardan bahsetmek istiyorum ben reklamlardan. Filmlerden, dizilerden çok reklam izlemeye alıştırıldığımızdan, televizyonda yayınlanan reklamlar da bence yayın akışı kadar önemli (
). Ama bu ara üniversitelerin reklamcılık bölümlerinde hoca kalmamış anlaşılan, o reklamlar ne öyle ya? Televizyon reklamlarının günden güne aptallaşıyor olduğunu fark ettim ve dönemin en aptal reklamını seçmeye karar verdim! Bunun için blogumun sağ tarafında göreceğiniz anket aracılığıyla fikirlerinizi bana ulaştırırsanız 'tam süper olur'. Yeterli çoğunluğa ulaşabilirsek reklamı yapılan ürünün firmasına bir e-posta bile gönderebiliriz bence.
Not: Ayrıca ankete eklenmesi gerektiğiniz bir reklam varsa hiç durmayın hemen bana yazın. Aklımda bir tane daha vardı, hatırlayamadığımdan ekleyemedim ankete, onu bulana rep veririm bak.
Reklamlar:
-sonunda- Difüzyon Headquarters
Merhaba,
Difüzyon Headquarters'ın fonksiyonel olmadığını fark ederek ani bir kararla yeniden yapılandırma kararı aldık bir kaç gün önce. Headquarters'ın projelerden ziyade ekip ile ilgili olması gerektiği konusunda uzlaşıp, buna göre gerekli düzenlemeleri yaptık. Tasarım konusunda Sinan yine maharetini gösterdi, ve yeni Difüzyon HQ yayında 
ASUS Elantech Touchpad Sorunu ve Çözümü
ASUS N61VG model notebook'umda uzun zamandır touchpad'imle ilgili bir sıkıntı yaşıyordum. Klavye ile yazı yazarken, biraz hızlı yazmaya kalkıştığımda, sistem bazı tuş basışlarımı algılamıyor, bazı karakterleri atlayarak eksik yazıyordu. Bu sorunu varsayılan işletim sistemi olan Windows 7 (x64) ile yaşadığımdan, yazılımsal bir sorun olabileceğine ihtimâl vermedim. Windows Vista, hatta Windows XP bile denedim. Ne hikmetse, bir türlü hallolmadı sorunum. İşin ilginç yanı, bu sorunu Microsoft Windows'un tüm sürümlerinde yaşamama rağmen, Linux'ta yaşamıyordum.
Gerek Türkçe, gerekse İngilizce kaynaklarda araştırdım, ancak bu sorundan muzdarip tek bir kullanıcıya dahî rastlamadım. Bunun üzerine 'ulen acaba ben mi basmayı beceremiyorum lanet olasıca tuşlara' derken, Gözdem bana bir ASUS VIP üyesi olduğumu hatırlatıp (
) teknik destek talep etmemi önerdi. Doğrusu forumlarda, bloglarda bulamadığım bilgiyi teknik servisten alabileceğimi düşünmezdim, ama öyle değilmiş...
Sorunumu tüm ayrıntılarıyla açıklayan bir destek talebi gönderdim. Milyonlarca müşterisi olan ASUS'tan cevabın gelmesinin olduukça uzun süreceğimi düşündüğümden kısa vadede çok da umutlu değildim. Ancak ASUS beni şaşırttı ve 1-2 gün gibi kısa bir sürede talebime cevap aldım. Sorunun touchpad kaynaklı olabileceğini söyleyen nazik bir beyfendi -a.k.a. Vivian Qin-, touchpad sürücümü güncellememi, bu da çözüm olmazsa -resimlerle açıklayarak- 'Kayıt defteri'nden keyboardspeed isimli bir değeri artırmamı önerebileceğini söyledi. Hemen denedim.
İlk etapta sorunumun çözüldüğünü sandım, zira 'keyboardspeed' değerini artırdığımda sorun ortadan büyük oranda kalktı. Ancak bir süre sonra -eskiden olduğundan daha seyrek olsa da- aynı sorunu tekrar yaşamaya başlayınca, iş başa düştü deyip kolları sıvadım. Sorunun touchpad kaynaklı olduğunu da öğrenmiştim hem...
Önce touchpad driver'ını tamamen kaldırdım. Algılamama sorunu ortadan kalksa da, bu sefer de yanlışlıkla touchpad'e dokunduğumda hoş olmuyordu ve driver'ı kaldırdığımdan touchpad'i 'disable' da edemiyordum (Internal pointing device olarak geçtiğinden, aygıt yöneticisinden de disable edilemiyordu). Sorunum 'sıradışı klavye sıkıntısı'ndan 'touchpad i disable etmek'e dönüşünce, araştırmak da kolaylaştı. Kısa bir araştırma sürecinden sonra touchpad'i BIOS'tan tamamen disable edebileceğimi öğrendim. Bir yandan da ASUS'teki yetkililerle de yazışmayı sürdürüyordum.
Touchpad driver'ını kaldırıp, BIOS'tan da 'Internal Pointing Device'ı disable edinceee, sorunum -touchpadimi feda ederek de olsa- halloldu. En son ne zaman touchpad kullandığımı bile hatırlamadığımdan, klavyemi sağlıklı kullanabilmek adına touchpad'den vaz geçmek sorun olmadı benim için. Kendi çözümümü ASUS'a da bildirdim. Sanki en başından beri benden bunu yapmamı bekliyorlarmış da, işleri gereği 'touchpadi disable edin' diyemiyorlarmış şeklinde düşünmemi sağlayan bir cevap verdiler onlar da.
Eğer aynı sorunu yaşayan kullanıcılar olursa, boşuna sinir sisteminizin sınırlarını zorlamayın diye yazdım. Umarım birilerinin işine yarar 
Not: #archlinux.tr @ freenode 'dan "susam kaçmıştır, basamıyorsundur" diyen arkadaşlara kapak mahiyetindedir ayrıca bu yazı. Öbtüm.
Wanted: Weapons of Fate
Daha önceki oyun arayışlarımdan birinde denk gelmiştim 'Wanted: Weapons of Fate'e. The Saboteur bittikten sonra oynanmak üzere bekliyordu arşivimde. Sınav haftası olmasına rağmen canım sıkıldığında oturdum kurdum.
Daha önce okuduğunuz yazılarım gibi 'oynanacak oyun önerisi' niteliğinde bir yazı olmayacak bu, hayal kırıklığına uğramayın yazıyı okuyup bitirdiğinizde diye en baştan söylüyorum 
Oynamaya başladıktan sonra öğrendim ki, oyun bir filmden uyarlamaymış. Ve bu, eğer filmi izlemediyseniz sorun oluyor. Şöyle ki, oyunu bitirmeme rağmen hikâyesi hakkında çok fazla bir şey bilmiyorum
Senaryoyu anlayabilmeniz için oyunu oynamadan önce filmi izlemiş olmanız beklenmiş oyun hazırlanırken. Gerek oyundaki karakterlere dair yetersiz açıklamalar, gerekse oyun arasında geçen videolar bunu gösteriyor. Oyun aksiyon bakımından ne kadar renkli ve yarayıcı olsa da (training aşamalarında adamın konuşmasındaki gerçek katil tonu, mermilere falso verebilme gibi orijinal bir fikir...) kurgu bakımından oynadığım diğer oyunlara göre oldukça sönük ve basitti. Oyunun aşırı derecede kısa oluşu da ayrı bir sıkıntı bence. Sadece bir kaç saatte, tam da ısınmaya başlamışken 'bam' diye bitti oyun (üç zorluk seviyesinden orta dereceli olanda oynadım).
Oyunun kurgusu hakkında bilgi vermek isterdim, ancak bunu yapmak için önce filmi izlemem gerekecek anladığım kadarıyla
Şimdilik çok fazla bir şey söyleyemiyorum.
Trailerını da ekleyecektim ancak, bakar beğenir de, oynamaya karar verirseniz diye vazgeçtim
Oynamayın. Piyasada oynamaya değecek o kadar güzel oyunlar varken, bu oynanacak bir oyun değil, inanın.
Google Street View – WTF?
Google Earth'ü duymayan yoktur herhâlde. İnternet kafelerde bile insanlar oturup "burası bizim ev, burası sizin ev" diye kurcalıyorlardı bir ara. Uydudan çekilen fotoğraflarla yetinmeyen Google, işi ileriye götürdü ve üzerlerine kamera monte edilmiş arabalarını sürekli surette görüntü almak üzere dünyanın dört bir tarafına 'saldı '.
İlk bakışta gerçekten yaratıcı ve etkileyici bir fikir gibi görünüyor değil mi? Gitmediğimiz görmediğimiz yerleri sanki oradaymışçasına gezebileceğiz bu yolla. İyi, güzel... Ama gözden kaçan bir nokta yok mu? O sokaklarda yaşayan, yürüyen, koşan insanlar tüm dünya tarafından izlenebilmek için görüntülenmek istiyorlar mı acaba?
Sıradan, günlük fotoğraf çekimlerinde bile duruşumuza, üstümüze başımıza dikkat etmiyor muyuz? Hem de fotoğrafı görecek olanlar sadece eş dost olmasına rağmen... Düşünün ki, sokak arasında kız/erkek arkadaşınızla öpüşüyorsunuz. Caddeden bir araba geçiyor ve hooop, ertesi gün uluslararası medyaya -ciddiyim, örnekleri var - malzeme olmuşsunuz. Bazı ülkeler (Yunanistan, Avusturya...) bu durumun rahatsız ediciliğini fark etmiş olmalılar ki, Google'ın bu arabalarla görüntü almasını yasaklamışlar. Umarım Google Türkiye'de paparazzilik yapmaya yeltendiğinde de konu enine boyuna düşünülüp de karar verilir.
Google'ı arama motoru olarak sevmiştik biz. Gmail de iyi, güzel... Ama Google Street View da olmaz artık, değil mi?
Yeniden Fotoğraf!
Uzuuunca bir süre önce fotoğraf çekmeyi bırakmıştım fotoğraf makinem eskidiğinden. Bir süre önce yeniden fotoğraf çekmeye başlamak istediğimi fark ettim ve biraz piyasa araştırması yaptım. Çok profesyonel bir makine kullanacak kadar bilgili olmadığımdan yarı profesyonel bir makine almaya karar verdim (İşin "duygusal" boyutu da bu seçimimde etkili oldu tabi ki
).
Bir kaç gün önce sipariş verdiğim fotoğraf makinem bugün elime ulaştı. Ben de hem ilk gün hevesimi değerlendirmek hem de makineyi şöyle bir denemek için bir kaç fotoğraf çektim. Eğer becerebilirsem fotoğrafçılık konusunda daha fazla öğrenip kendimi geliştirmeyi de düşünüyorum.
Albümüme eklediğim fotoğraflarıma bakmak ister misiniz? İstersiniz istersiniz
Buradan...
That’s for Jules!
Prototype'tan sonra oynayacak oyun seçmek benim için daha zor bir hâl aldı. Öylesine vurucu bir kurgudan sonra gidip de herhangi bir oyunu oynamak gelmiyor insanın içinden.
Oyun arayışındayken, Gözdem'in tavsiyesi üzerine The Saboteur'u edindim. Oyunun trailer'larını, bir iki gameplay videosunu izledim ve gerçekten etkileyici görünüyordu. İndirip de oynamaya başladığımda gördüm ki, gerek senaryosu, kurgusu; gerekse grafikleri açısından The Saboteur gerçekten harika bir oyun!
Oyun Sean Devlin adındaki İrlandalı bir adamın hikâyesi üzerine diyebilirim. İşgal altında bir Paris, Paris'i savunan zayıf bir direniş örgütü, 'Belle de Nuit', çıplaklık, kan ve diğer oyunlardakilere benzemeyen bir savaş... Çok fazla spoiler vermek istemiyorum ama, şu kadarını söyleyebilirim ki, oyun Sean'ın öldürülen arkadaşı Jules'ün (başlık burdan geliyor
) intikamını almak için yaptıkları üzerine. Nazi'leri çok fazla sevmeyen Sean aslında Paris'in kurtarılması ile çok fazla ilgilenmiyor. Ancak 'vendeta'sı uğruna savaş verirken 'resistance' ile yolu pek çok yerde kesişen Sean Fransa için -kesinlikle- çok fazla şey yapıyor.
Jules, Vittori, Veronique, Luc ve Skyler oyun boyunca karşılaşılan karakterlerden bazıları. Skyler demişken, sadece Skyler'la tanışmak için bile oynanabilir bu oyun, söyleyeyim
Spoiler vermekten çekindiğim için yazımı burda bitiriyor ve sizi oyunun trailer'ı ile başbaşa bırakıyorum.
Not: Oyun 'blood', 'intense violence', 'nudity', 'sexual themes' ve 'sexual language' içerdiğinden +17, ona göre 

