Kal Vas Flam!
Ortaokul öğrencisiyken, resim, müzik ve beden derslerinde hiç ama hiç boy göstermedim ben. Nasıl bir cesaretti, aklımdan ne geçiyordu bilemiyorum ama, gözden çıkarabildiğim derslerde okuldan kaçıp -tek başıma da değil ha, yanımda götürebildiğim kadar adam götürürdüm- okulun biraz ilerisindeki internet cafe'de (yanlış hatırlamıyorsam adı inter game'di cafe'nin) Ultima Online oynardık deli gibi.
EA Games tarafından 1997 yılında piyasaya sürülmüş MMORPG tarzı bir oyun Ultima Online. Grafikler konusunda yoksun sayılabilecek, ama detayın aşırı derecede düşünüldüğü, çok güzel bir temel kurgu üzerine oturtulmuş, oynaması aşırı derecede zevkli bir oyun diyebilirim Ultima Online için. World of Warcraft'ı, Runes of Magic'i biliyorsunuzdur, duymuşsunuzdur ya da. Ultima Online bu kategorideki tüm oyunların atası bence.
Bir süre önce Sinan'la yaptığımız bir sohbet üzerine -üzerinden yıllar da geçmiş olsa- heyecanım harekete geçti ve tekrar indirip bir göz atmaya karar verdim. Benim oynadığım sunucuların isimleri bile unutulmuş olsa da hâlâ UO oynayan birilerinin olduğunu görmek beni heyecanlandırdı açıkçası.
Eğer oyunla uzaktan yakından alakanız yoksa söylediklerimin size yabancı geleceğini biliyorum, en azından söylediklerimden oyunun ayrıntı açısından ne denli zengin olduğunu kestirebileceğinizi düşünüyorum.
Zamanımdan kalan ve üzerinden zaman geçen herşey gibi UO'yu da yozlaşmış gördüm. Benim oynadığım sunucularda bir karakteri geliştirmek çok zor olduğundan insanlar sürekli birbirlerini öldürmeye çalışmıyordu. Hatta öyle ki, hiç bir oyuncu tek başına bir şeyler becerecek kadar gelişemediğinden insanlar birlikte hareket etmek durumunda kalıyordu ki bence bu oyunu çok daha zevkli yapıyordu kesinlikle. "Taze balık, yumurta!!!" diye Britania bankasının önünde bağıran satıcılar vardı ve fantastik binekler şöyle dursun, bir ata binmek bile lütuftu. Ancak şimdilerde insanlar sıkılmasın diye bir karakteri geliştirmek çok kolaylaymış, öyle ki denemek için kayıt olduğum bir sunucuda şu an ortalığı kasıp kavurduğum (süper oynuyorum demiyorum ama bence fena da değilim
) karakterimi kasmam (bu tabire yabancı olanlar için; hazırlamam, geliştirmem) neredeyse 1 gün sürdü. Eskiden oyunu çook aylar boyunca oynadıktan sonra ancak bu kadar gelişmiş bir karaktere sahip olabiliyordunuz. Şimdi durum buyken, herkes kolayca karakterini geliştirip civarda kesebileceği (yine devreye giriyorum, karakterlerin birbirini öldürmesi olayı) adam arar hâle geldiğinden artık Brit bank önünde balık satan maharetli ve sohbet meraklısı balıkçılara rastlayamıyorsunuz.
Bilenlere nostalji yaptırmak, bilmeyenlere de şöyle bir göstermek için şu an oynadığım sunucudaki 'Dreamore' karakterimin ekran görüntüsünü ekliyorum, eğer insanların sadece birbirlerini kesmek için oynamadığı, Role-Playing'in ne olduğunu gerçekten bilen insanların oynadığı bir sunucu görürseniz bana haber vermeyi ihmâl etmeyin 
I love the way you move
PTT'nin posta çeki hesabı hizmetini duymuşsunuzdur. Adınıza bir hesap açıp size bir kart veriyorlar, size para göndermek isteyen herhangi bir vatandaş herhangi bir PTT şubesine giderek yalnıza 1 TL bedel ödeyerek havalesini yapabiliyor. Siz de paranızı çekmek istediğinizde yine bir şubeye giderek işleminizi gerçekleştirebiliyorsunuz. Gerçekten çok kullanışlı bir hizmet bence.
Bir süre önce bir posta çeki hesabı açtırdım kendime. Takip etmek daha kolay olsun diye de internetten hesabıma giriş yapmayı denedim (evet, internet bankacılığına benzer bir sistem bu posta çeki hesabı için de var) ancak hesabımı internet üzerinden kullanabilmek için ayrıca bir başvuru yapmam gerekiyormuş. Peki dedim, çok abes bir talep değil bu. PTT'ye gidip başvurumu yaptım, bana doldurmam için bir form verdi görevli bayan.
Doldurduğum formda adres kısmı vardı, halbuki ben adres bilgilerimi zaten vermiştim hesabı açtırırken. Teyid etmek maksatlı olsa gerek. Ama şöyle sıradışı bir durum var, bu e-devlet uygulaması çıktı çıkalı, artık sizin girdiğiniz adresin hiiç bir önemi yok. Eğer verdiğiniz adres sistemde kayıtlı olduğunuz adres değilse işlem yapamayacaklarını söyleyerek sizi geri çeviriyorlar. E madem yalnıza sistemdeki adresi kullanabiliyoruz, bize sormak yerine işlemi direk o adres üzerinden yapsanız ya?!
Hadi bunu geçtim... Çok kısa bir süre önce taşındığımızdan ev adresi değişti, ancak henüz yeni adres için kayıt yaptırılmadı. Dolayısıyla interaktif kullanım için başvuru yaparken de eski adresi girmek zorunda kaldım. Bayana bu durumu sorduğumda "Sistemde kayıtlı adres ne ise o, eğer başka adres kullanmak istiyorsanız önce kaydınızı aldırın da gelin." dedi. Heyt? Hesabımı açtırırken zaten adres vermişim, siz de kartımı o adrese göndererek adresimi teyid etmişsiniz, artık benim ben olduğumu biliyorsunuz (
), daha ne ya?
Normalde çok önemli değil, posta yoluyla gönderdiklerini gözden çıkarabilirim ama -işin en enteresan kısmı- internetten hesabınıza erişmek için gerekli şifreyi de posta yoluyla gönderiyorlar. Siz çabadan ve zamandan kazanmak için internet erişimi istiyorsunuz, size "postayla göndereceğiz, bekleyin" diyorlar. LOL ki ne LOL!
İsyan falan etmiyorum, yanlış anlaşılmasın. Ama bu işte sizce de bir terslik yok mu? Hâlâ içinden 'ne var bunda yaa' diye geçirenler varsa, onlara da göstereceğim bir şey var. Dün posta çeki hesabımı kayıt ettirirken verdiğim e-posta adresime bir e-posta düştü. Anladığım kadarıyla, interaktif erişim başvurumun kabul edilmiş. Anladığım kadarıyla diyorum, çünkü gelen e-posta tam olarak şöyle:

AÇIKLAMA: k.e
Bu nedir? Bürokrasiyi, oyalanmaları falan geçtim bakın, "k.e" nedir, n'olur biri bana açıklasın!
Holey! Failblog’a da çıktık!
Bir süre önce kısa bir yaralı taşı(yama)ma videosuyla bir fail'ın bir kısmında yer almıştık. Ama bugün itibariyle kendi başımıza bir fail olma başarısını gösterdik! Başarılarımızın devamını diliyorum. (Buradan...)
Ve şimdi reklamlaar
Yurtta kaldığımdan çok fazla televizyon izleme şansım olmuyor diye yakınıyordum. Yaz gelip de eve dönünce ayaklarımı uzatıp televizyon izleme keyfinin tadını çıkarayım diyordum ki, aslında televizyon izleyemeyerek çok da bir şey kaybetmediğimi fark ettim. Her kanalda günün büyük bir bölümünü işgâl eden evlilik programları beni televizyondan soğuttu en önce. Bir de tutulan 'aşk dizileri'nin tekrarlarını vermiyorlar mı normalde sezonu bitmesine rağmen, nasıl kıl oluyorum anlatamam. Feysbuk'ta birbirlerini poke eden bir nesil yetişiyor ya, gerçekten anlayabiliyorum o nesli. Eskiden çay demler, hiç olmadı meyve soydurur televizyon karşısına kurulurduk biz. Ama artık televizyonda izleyecek şey kalmamış ki, çocuklar ne yapsın...
Allahtan 'Aşk-ı Memnu ' bitti de, bir nebze de olsa rahatladık. Darısı 'Yaprak Dökümü'nün de başına inşallaaah! Levent Kırca'nın 'Olacak O Kadar'ıyla, Yasemin Yalçın'ın 'İnce İnce Yasemince'sinin onca zaman sonra tekrar ekranlara dönmesi acımızı biraz hafifletse de, ben kendimi alamıyorum o evlilik programlarında oraya çıkıp da taliplisi "memurum, evim arabam yok " dediğinde "ben bu beyden elektrik alamadım " diyen hanımlara acımaktan. Bir de her halta yorum yapan o seyirci yok mu. Teyzee, çocuğun farm ville oynamaktan yorgun düşmüş, acıkmış, git bi'doyur allasen!
Neyse neyse, fazla dağıtmak istemiyorum. Zira benim bahsetmek istediğim olay bu değil. Reklamlardan bahsetmek istiyorum ben reklamlardan. Filmlerden, dizilerden çok reklam izlemeye alıştırıldığımızdan, televizyonda yayınlanan reklamlar da bence yayın akışı kadar önemli (
). Ama bu ara üniversitelerin reklamcılık bölümlerinde hoca kalmamış anlaşılan, o reklamlar ne öyle ya? Televizyon reklamlarının günden güne aptallaşıyor olduğunu fark ettim ve dönemin en aptal reklamını seçmeye karar verdim! Bunun için blogumun sağ tarafında göreceğiniz anket aracılığıyla fikirlerinizi bana ulaştırırsanız 'tam süper olur'. Yeterli çoğunluğa ulaşabilirsek reklamı yapılan ürünün firmasına bir e-posta bile gönderebiliriz bence.
Not: Ayrıca ankete eklenmesi gerektiğiniz bir reklam varsa hiç durmayın hemen bana yazın. Aklımda bir tane daha vardı, hatırlayamadığımdan ekleyemedim ankete, onu bulana rep veririm bak.
Reklamlar:
Little Shop of Horrors
Haftanın başında öylesine çarşının önünden geçerken standlarını görüp haberdar olmuştum The Company'nin yeni müzikalinden. Hiç kaçırmam, hemen biletimi almıştım. Bugün, ODTÜ Mimarlık Amfisi'ndeydi gösteri.
ODTÜ "The Company" Müzikal Topluluğu'nun gösterilerini izlediyseniz bilirsiniz, öğrenci topluluğu demek zordur gerçekten. Seçtikleri güzel oyunları, çok başarılı bir şekilde sunuyorlar gerek oyuncular gerekse müzisyenler. Kampüsün içinde, burnumuzun dibinde bize müzikal izleme şansı tanıdıklarından ayrıca teşekkür ediyorum kendilerine.
Bu seferki oyunlarının adı 'Little Shop of Horrors'tı. Kendi deyimleriyle "kara mizah tadında, tedirgin edici bir rock müzikali'ydi Little Shop of Horrors. Benim favorim hâlâ Wedding Singer olsa da, izlenmeye değer bir gösteriydi.
Oyun yarın (23 Mayıs 2010, Pazar) da aynı saatte ve aynı yerde sahnelenecek, eğer kendinize bir pazar aktivitesi arıyorsanız, kaçırmayın derim! 
Oyun hakkında ayrıntılı bilgi için buradan...
Gösteriden karelere göz atmak isterseniz sizi albümüme alayım 
Pek spoiler sayılmaz aslında ama yine de oyunu görmeyi planlıyorsanız fotoğrafları es geçin derim 
Honest Graduation Song
artisneararlabazarda.mp3
Başlık tanıdık gelmiş olmalı, gelmedi ise burdan:
http://www.youtube.com/watch?v=ucUujPhO7w4
SMS melodisi için:
http://rapidshare.com/files/390139065/artisneararlabazarda.mp3



